29.06.2009

Tok sebiyem!

Anne evde oturmaya başladı nihayet...

Artık eve Mercan'dan önce gidip ona yemek hazırlayabiliyorum :)) yupi! Birlikte yemek yiyip, oyun oynuyoruz, yıkanıyoruz, dolaşmaya çıkıyoruz. Tüm akşamlarım ve haftasonlarım sonuna kadar Mercan'ın artık.

Ancak bu seferde baba ortalıkta yok :( Onun işleri yoğun, ve gelemiyor, geç geliyor vs...

Mercan çok çok sevdiği babasına bu sesli mesajı kaydetti :))))

video

24.06.2009

Büyük iş!



Mercan Deniz, dün akşam gerçekten büyük bir işi başardı ve aylardır banyoda duran lazımlığına kakasını yaptı :)

Belki 6-7 aydır orada duran lazımlığa zaman zaman oturuyor, bişey yapmış gibi kalkıp rezervuarın butonuna basıyordu. Yani aslında tuvalette işler nasıl dönüyor uzun zamandır farkında. O kadar ki, markette gördüğü bir ürünün tuvaletle alakalı olduğunu anlayıp ambalajın renklerinden de (bence anlıyo bu çocuuum ya) kendine özel bir ürün olduğu sonucuna vararak aldırmıştı (kutu içerisisindeki ıslak tuvalet kağıtlarından).

Çok ama çok gecikmiş, ancak ucunda ölüm olmayan bir işti tuvalet eğitimi. Kendi tuvaleti vardı, oraya ne zaman gidiliyor, nasıl kullanılıyor, sonre neler yapılıyor biliyordu. Tamamen benim çalışmam kaynaklı bir gecikmeydi. 

Kreşin bir çok güzel getirisi var hayatımıza. Ama koordinasyon bozukluğu olabiliyor arada. Bozukluklar dedim ama aklıma birşey gelmedi. Kış aylarındaki hastalıklarında veya bazı rutin ilaç kullanımı dönemlerinde kesinlikle iyilerdi. Veya özellikle birşeye dikkat etmelerini istediğimde ettiler. Benim gözümden kaçan şeyler aktardılar...

Tek güncel problemim, evde benim mercan'ın poposunu kolladığım gibi kreştekilerin bunu yapamaması. Fakat bunu onların eksikliği hatası olarak göremiyorum. Çünkü kişi başına 1 öğretmen düşmüyor malesef. Ve dolayısıyla birden fazla çocukla ilgilenen bir kaç öğretmen de "çişin geldi mi" "kakan geldi mi" diye peşlerinde dolanamıyorlar çocukların. Dolayısıyla bu kopukluk belki bezi tamamen bırakmamızı zamana yayacak. Eğer Mercan kendisi "kakam geldi" şeklinde öğretmenlerini uyarmaktan çekinmezse başarıyla bezlere veda edeceğiz. 

Akşam kakasını yaptığında o kadar sevindim ve onu öptüm ki kendi farketti büyük bir başardığını. Sonra ona artık büyüdüğü ve abi olduğuyla ilgili bir konuşma yaptım. Birer bardak elma suyu alıp koltukta oturduk. Sanki o anda büyümüştü gerçekten. Bacak bacak üstüne atıp oturdu, bir kolunu yastığın üzerine koydu :) Babasına söylediğimizde çok sevineceğini söyledim ve telefonla arayıp onu uyardım. Geldiğinde o da Mercan'ı kutladı. 

Böyle güzel bir gelişme kaydettik.

Birde "çöp arabası" sorunsalımız var :) Mercan yaklaşık 2 haftadır gördüğü tüm büyük arabalara "çöp arabasıı" diyor. Çöp arabalarına karşı öyle bir hayranlık duyuyor ki hatta "oğlum adın ne" dediğimizde bile çöp arabası yanıtını veriyor. Ayrıca tüm kamyonlar, otobüsler, minibüsler.. vs. de çöp arabası onun kitabında.

:)

22.06.2009

Sahneye yakıştı :)


Mercan'ın kreşinin yıl sonu gösterisi vardı geçtiğimiz cumartesi günü. 25 Aylık oğlum, 3-4 yaş grubunun gösterilerinde boy gesterdi :) kendi yaş grubundaki çocukları kapsayan bir oyun organize edilemedi çünkü :)) ama Mercan doğuştan catwalk yapabildiği, kolbastı oynayabildiği ve rol kesebildiği için paylaço dansı, küçük askerler ve kolbastı dansı gösterilerine kaynak oldu :)))

fotoğraflar ben çok arkalardan ilkel bir şekilde çekmeye çalıştığım için kötü aslında. insan hem çocuğunu izleyip alkış tutmayı, hem gururlanıp ağlamayı, hem de fotoğraf çekmeyi aynı anda yapamıyor bunu anladım.

oğlumun ilk sahne deneyimi..
oğlumun ilk gösteri deneyimi...
benim ilk "bitmeyen okul harcamaları" silsilesine girişim..
kocimin ilk uzun metraj kameramanlık deneyimi...


19.06.2009

Gülmek sanaaa yakışıyooooor :D


Züpper bi gülmelik. Moraliniz mi bozuk, sevgilinizden mi ayrıldınız, ajansın telefonları çalmıyor mu, tatile gidemiyor musunuz, akşam evde yemek yok mu?

Hiç dert etmeyin. Tıklayın, tıklayın, tıklayın. Tıkladıkça gülün, güldürün :)
p.s: klavye ile çalışıyor :))

18.06.2009

Mercan'ın üflediği pasta bir başka olur...


15.06.2009

En sevdiğim sorudur...

Bunda yakınacak, şikayet edecek, sıkılacak bunalacak ve cevap vermede bıkılacak ne var bilmiyorum. Hayatım boyunca bana sorulan en güzel ve en anlamlı sorudur.. "Mu ne?"

Canımın içi yavrucuğum... Bu soruyu üst üste kaç kere soruyor saymadım bile. Belki 5 belki 12... "Mu ne"nin cevabını almasına ve bunu anlamsına rağmen tekrar ısrarla sorması sadece onu ne kadar ciddiye aldığımı tespit edebilmesi için. Kesinlikle. Çünkü farkettim ki son bir haftadır falan benim isteklerime veya sözlerime daha fazla itimat eder, söz dinler oldu. Eee öyle. Herşey karşılıklı. Ben onu ne kadar ciddiye alırsam o da beni o kadar ciddiye alıyor.

Ki yani şu 2 hafta içinde merak eder oldum gerçekten. İnsan nasıl "mu ne" sorusundan şikayetçi olabilir ki? Çok güzel çok tatlı soruyor. Zilyon kere sorsun yine "o domates oğlum" diyebilirim. Zaten dediğim gibi anlamadığından değil, iplendiğinden emin olmak için soruyo. Çünkü 4-5. sorudan sonra ben nasıl gülmeye başlamışsam o da gülmeye başlıyor ve gıdıklanıyormuş gibi gülüyoruz ana-oğul karşılıklı.

Bir de "o ne mu ne" diye dalga geçiyor hatta. Hatta hatta kafa karıştırmak için değişik yerlerden soruyor. Hele en kazık sorusu parmağını ortalık yere doğrultarak sorduğu "mu ne" sorusu. Ben ne biliyim o ne :))))) Neyi gösterdiği belli değil ki. Elini tutup çeviriyorum "hangisi oğlum bu mu bu mu.." demek için. Parmağını gösterip "mu ne" diyor :)))) İnsan nasıl sıkılır.

Canım oğlum! Yakışıklı bademim, kuzu kulağım, yoğurt kaymağım!

Bu arada Mercan, cumartesi günkü açılışımızda pastamızı üfledi. Neyin açılışımı.. Acansımızın açılışı. Deliler gibi ilan edemedim bazı sebeplerden ötürü ama ben bir reklam ajansı açtım laf aramızda. Bunu da laf arasında yazıyorum ki çok dikkat çekmesin diye :))) Şimdi geriye geberene kadar çalışmak kalıyor. Biz sevgili ortağımla buna alışık olduğumuzdan ve pek bir zevk aldığımızdan hiç sıkıntı çekmeyeceğiz.

  

Fotoğraflarla döneceğimdir..




06.06.2009

Kırmızı cumartesi

Bugün kırmızı...
Bazen mekanların ve olayların Mercan'a göre renk değiştirdiğini düşünüyorum. O kırmızıydı bugün, kırmızı başka şeyler gözüme çarptı. Yarın yeşil olur Mercan, sonra laci...

Mercan evin her türlü ölü bölgesini kullanıp değerlendirmeye başladı. Poposunun girdiği her yere gidip yerleşiyo bi güzel. Bu da bugünkü.. 
Hiç aklıma gelmezdi. Çocuk oturdu kitap okudu orada. "Aman oğlum" dedim... "Sen yeter ki oku"

05.06.2009

1 hafta = burası neresi?

03.06.2009

Olympos'tan aşşağı...

Beni üzen, kıran... O bencil, saygısız, insanlığını yitirmiş, çiğ, doyumsuz insanların yanından ayrılalı bir kaç gün oluyor. Hatta yarın bir hafta. 


Geçen hafta bugün gitmemem için ikna etmeye çalışmışlardı beni. Bir hafta mühlet vermişlerdi sözümona otoriteleriyle bana! O kadar kolaydı ki onlar için. O kadar çantada keklik, o kadar basit, o kadar düşünce yetisini yitirmiş gerizekalı bir insandım ki, derhal istifamı geri alır, onların bu 'cömert' tekliflerine gözüm kapalı 'tamam' derdim.. Dimi?

Onlar bulunmaz hint kumaşı, müşteriler tüm ajansların gıpta ile baktıkları müşterilerdi tabi ne de olsa. 

Parti organize etmekten müşterileri ancak ödeme zamanında arayabilen bu insanlar, ofisin temel ihtiyaçlarını karşılamadıkları gibi, karşıladığın zamanda sana 'vermeseydin/almasaydın' diyebilecek kadar pişkin, ama misafire kuşburnu ikram edilemediği zaman 'neden biten şeyleri haber vermiyosunuz arkadaşlar' diye çemkirebilecek kadar hayvani, ve ofisin muhtelif yerlerinde burunlarını temizleyecek kadar vahşi yaşamın bağrından kopamamışlardı ki... 

Bugün öğrendim. Arkamdan atıp tutmaya devam ediyorlar. Ben şaşırmıyorum aslında, her kayıplarında küfürler etmelerine, her kafasızlıklarının bedelini iş kaybetmekle ödediklerinden şahidim ve alışkınım. Ben onların atacakları yanlış adımı, henüz atmadan bilirken, onlar hala kabul edemiyorlar bir bok olmadıklarını. Aylardır o ajansı Derya  idare etti. Her müşteriye o miyavladı, her iş için saatlerini verdi, gecesini ve gündüzünü. Oğluyla geçirebileceği onun hakkı olan her dakikayı, o lanet ajansa (parti evi demek daha doğru) gömdü. 

Hala havalarda, hala uçuşlarda... Hala msn iletileri ile mesaj gönderme çabası. 

Bende bazı atasözleri veya deyimleri yazmak istiyorum ancak, çok basit bir Türkçe konuşmam bile bugüne kadar bir netice getirebilmiş değil. O yüzden mesaj vermiyorum. Cümle kurmaya çalışmıyorum.


Çünkü gerçekten işim var :)

01.06.2009

Paralarım

Güzel olacaksa herşey,
Beyaz olacaksa heryer,
Dürüst olacaksa herkes,
Ve mutlu olacaksam ben...

Paralarım kendimi, yerlerde sürünürüm!

Coming Soon

Biraz daha... 
Ha gayret bana!

29.05.2009

Yeni şeyler...


Ben yeni şeyler yapıyorum.Yeni kararlar verdim, yeni yollar çizdim.
Yolu değiştirmek zor, güzergah farklı nede olsa, alışması zaman alacak, o yolda ilerlemesi...

Ben küçük bir adım attım, sonra bir büyük adım daha.. Farkına varmadan koştuğumu farkettim.

Ben yeni şeyler yapıyorum. İyi mi kötü mü zaman gösterecek elbet, ancak herşeyin eskisinden daha iyi olacağına dair hisler var içimde.

Daha düzenli tertipli olacak herşey. Sabahsa sabah, gece ise gece. Kimse "git, yat" demeyecek "saat geç oldu".

Yada hiçbirşey beni incitemeyecek. Ben izin vermedikçe.

Ben yeni şeyler yapıyorum. Ama neler yaptığı
mı ileriki günlerde yazacağım. Çünkü yaptığım şey kimilerine  "aaaaa" dedirtecek, kimilerine "vaaaay". O tepkileri kestiremediğim için, incinmeyeyim, hevesimi kaybetmeyeyim diye sonra... 

Çok az kaldı.

3 gün önce bir karar verildi. 3 gün içinde ka
pılar açıldı. 

3 gün sonra belki bir ipucu verebilirim.

Yeni şeyler yapıyorum. Listelere çizgiler çekip, yeni listeler yapıyorum. 

Yeni bağlar kuruyorum. Bağlarımı sağlamlaştırıyorum. Kendimden beklemediğim birşeyi yaparken, hiç şaşırmadan yanımda duran adama yeniden aşık oluyorum. Sanki bunu bekliyormuş gibi. Veya tamamen sevgiden o da... Destek olmak, yanında durmak. Güvenmesende yaptığı şeye, ona güvenmek.

Elimi tut. Daha çok işim var!

20.05.2009

Kaldığım gidemediğim yerden...

Merhaba Dünya!
Pöşkürebildiğim tek yere yazamayacak, içimi dökemeyecek, anlatamayacak kadar çooook düşünceli ve yorgunum. Fiziksel ve ruhsal olarak. Bu ajans beni bozdu. Koca geçenlerde "çürüttü seni orası" dedi. Hissettiğim ama bulamadığım tabirdi. O söyleyince hafifledim, kabul ettim, içsel kararlar verdim. "Buradan ayrılmalıyım"!!!.
Ama yapamıyorum. Bunu yapamadığım gibi haftasonları Mercan'ı da acıma ortak edip ajansa getiriyorum. 



Neden sıyrılıp çıkamıyorum, beni tutan frenleyen şey ne bilmiyorum. Burada anlayışsız, hoşgörüsüz, sabırsız ve adaletsiz insanlara ayırdığım kadar zaman ayıramadığım evim ve ailem söz konusu iken, içimde biriken öfke, kin ve yorgunluğa rağmen neden "hadi bana eyvallah" diyemiyorum?

Eskiden olsa yapabileceğim birşeyi yapamıyorum. Acıyorum... "aman işler kalmasın, kimse mağdur olmasın" diyorum, "biraz daha durayım" diyorum.. Bunu diye diye kaç ay geçirdim bilmiyorum. Bu geçen zaman zarfında kaç kez gururum incindi, kaç kez eve gittiğimde öpüşemeden uyumuş olan oğlumu koklarken özür dileyip ağladım, kaç kez sigarayı bıraktım, kaç kez kocimle sakin sakin oturup iki laf edebildim bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bu ruh hali nedir, neden ve kime acıyorum bilmek istiyorum. Ben yapamıyorum bari biri beni çekip alsın istiyorum. 

Mercan'ın hayattaki ilk yılında evde onunlaydım. İşi, çalışmayı, gözlerimin kanlanmasını, kafamın durmasını, telefonlardan kaçmayı öyle özlemişim ki ilk bir kaç ay ofiste sabahlamak hem suçluluğu getirmişti hem kendimi iyi hissettirmişti. "He he.. hala üretiyorum" diye sevinmiştim körelmekten korktuğum için. Fakat bu durum döndü dolaştı beni 7/24 sömürülen biri haline getirdi.

Her akşam istifa ediyorum, her sabah "işim var" diye koştura koştura ajansa geliyorum. 

Malmıyım neyim?

O kadar bitkinim ki Mercan'ın 2. yaşgününü coşkuyla kutlayamadım. Hazırlık yapacak halim yoktu, gürültü kaldıracak kafam. Biraz kreşte kutladık, biraz aileyle.

Güzel oğlum herşeye rağmen vazgeçmedi benden. Hatta daha çok bağlandık. Üzmüyor beni, üzünce gelip sarılıp öpüyor anneciğim. Dün gece uyandığında yanına yattım. O 1.20'lik yatakta sarılışıp uyuduk. Asıl uyuması gereken oydu tabi ama bende sızmışım. Zaten öyle güzel kokuyor ki insan ikiye katlanıp bir köşede sıkıştığı halde spastikliğini farketmiyor. 

Sabah oğlum uyandırdı beni. Kocaman, sıcak bi öpücük kondurdu dudaklarıma. Erkeğim, küçük sevgilim.

"Hadi kalkalım annecim" dedim.. "Servis gelecek"

-"hadi kaykayım"



07.04.2009

23 Ay! Dile Kolay...

Bugün bu konuda çok fazla doluyum.
Oğlum 23 aylık. Yani önümüzdeki ay 24 aylık! Tanrım. 2 (iki)

İki yaşında, hemen her işini kendisi halleden, yakışıklı, kabiliyetli, esprili bir oğlum var.  "Hadi baba top oynayalım" diyen, sabah yataktan kalkmak istemeyen bazen... "yaaaa" diye arkasını dönen.

Pasta demek, oyun demek, süs demek... Anne panik, heyecan büyük. Ailece üzerinde "2" yazan tişörtler giymek ve konuk kardeşlere değişik aktiviteler sunma isteği. Güzel bir 2 yaş partisi. 

Ve kafamda fırtınalar eser, yıldırımlar çakarken ın-ın!
çlink


Parti düzenlemekten, çocuklar için düzenlenen organizasyon ve faaliyetlere kadar ihtiyacım olan bir çok şeyi bulabileceğim yeni bir site. Ne hoş Tanrım, "cos" etti beynimin kızışan her bir yeri.  

Mesela partiye katılan çocukları da kapsayan ve onların hoşuna gidecek küçük şeyler düşünüyordum. çlink! Yüz boyama! Üstelik bu iş için üretilmiş ürünü de yine aynı siteden alabileceğim!

Mercan cola'yı keşfetti, görünce içmek istiyor. Ona içecek alternatifi aramam gerekiyordu. Uzun zaman önce.... Google diye birşey var evet ama aramak ve sonuçlar içinde arama yapmaya da vakit bulamayabiliyor bazen insan. çlink! Doğal meyveli ballı karışımlar. Süslü püslü pipetli bardaklara koydunmu bi de aromasız şurup olsa içer bu çocuklar zaten :))

Of daha bir sürü şey. Sizi bekleyen yeni yaşlar ve daha önemlisi gazetelere bakar gibi gün içerisinde girip yeni şeyler kapabileceğimiz alışveriş bile yapabileceğimiz (işin özü bu zaten) yeni bir site. Tavsiye ediyorum. 

Bu arada bu yılki yaşgünü pastasını kendim yapmak istiyorum Mercan'ın. Ama dekorlu olsun, şeker hamuru sarsın sarmalasın istiyorum etrafını. Daha önce hiç yapmadım, denemedim bile, sadece ağzım açık yapılanlara baktım. Yine deniz temalı, üzerinde deniz mamülleri olan bir pasta düşünüyorum. Veya şekil yapmak konusunda tecrübesizliğimi hesaba katacak olursak küp oyun blokları gibi küpler elde eder bunları kaplarım, üstlerine de M E R C A N yazarım. gibi...

25.03.2009

masal


Keşke herşey seni uykuya bırakmak kadar kolay olsa. 

Herşeyin bir hikayesi olsa, hikayeyi anlatsak kendimize 
...ve oluverse! 

Olmak

Yakışıklı olmak
Karizmatik olmak
Sevecen olmak
'Şeytan tüyü' lü olmak
Kirpikli olmak

Hayatta olmak
Benim olmak
Bana ait tek şey olman belkide..
Gerçekten bana ait olan. Elimden asla alınamayacak olan. Fiziksel olarak ayrı düşsekde hep sol yanımda güp güp diye atacak olan, gözümde damlamaya hazır yaş, ısıtan olan. Kızsamda arkamı dönemeyeceğim, yüz çeviremeyeceğim. Her zaman benimle, aklımda olan. 
Çocuğum, canım. 
Seni seviyorum annem yaaa

20.03.2009

İyi haftasonları

Bu haftasonu benim!
Sonuna kadar.
Yarın anneannenin, pazar günü de Mercan'ın arkadaşının yaşgünü... N'oooolur hava güzel olsun lütfeeeeen. 
Giyelim 'akkabı'larımızı gidelim :)
Ama sütümüzü de içelim, olur mu sütoburum :))

İçin sütünüzü çıkın dışarı hadi, iyi tatilleeeer

Coming Soon

19.03.2009

Hey cemreler! Düşün dağa taşa toprağa suya...

Yeni sezon vitrinlerine bakınırken, işe gömlekle gelmeye alışmışken, dalda bembe-beyaz çiçekleri görmüşken lapa lapa yağan karı görmek kadar vurucu olan bir diğer şey hard diskimde yer kalmadığını gördüğüm andı. 

Ha birde mutfakta kahvenin kalmadığını gördüğüm an! Tanrım o gün yoğunluktan kahve alamamıştı kimse ve ben bağımlılıar gibi titremeye tırnaklarımı yemeye başlamıştım. Demekki bağımlıymışım. Kahve bağlanılası şey yaaaa. 

Of ama hava ısınsın artık birazcık, güneş gözümüze girsin, güneş gözlüğü takalım, atkı-bere vs almak zorunda kalmayalım evden çıkarken. Sabah sabah! Çok sıcak değil, biraz sıcak olsun yeter. Yazı sevmem zaten, vıcık vıcık... Şimdi anneanneciğim olsaydı "dur daha bir cemre kaldı" falan derdi. İyide bu cemrelerden biri havaya biri toprağa düştü zaten. Suya düşünce mi duracak yağmur çamur kar..?

Yoruma yorum.....
Aslında bütün cemreler düşmüş yani he..? Kocakarı soğuğu, eşek öldüren ve birşey daha vardı. Ne bu ya senelerdir bıktım ben, küçükken de hatırlıyorum bir 23 nisanda deli gibi yağmur yağmış fırtına çıkmıştı, çiçek gibi döküldüğümüz bahçeden suda eriyen tuvalet kağıdı gibi kaçışmıştık. Çiçeklerimiz kağıttandı :)) Annecimde bir 19 mayıs töreninde kar yağdığını söylemişti.

Şahsiyetsiz ilkbahar!

18.03.2009

Bu-günlük..

Mercan çok iyi. İyileşti bebeğim. Kilo kaybetmişti o açığını da kapattı hızla. Nasıl oluyorsa tüm bunlar? Ben anlamadan hasta olmalar, daha gözümün yaşı kurumamışken iyileşmeler, 3 kilo verip 5 kilo almalar...?

Yardımsız yemek yemek istemeler?

Ve asıl bomba. Oğlum artık öpmemi istediğimde beni dudağımdanöpüyor :))) Prenses mi olurum ne olurum bilmiyorum artık. Kreşte Mercan'ın büyük bir hayran kitlesi var. Olmaması imkansızdı zaten. Yakışıklı erkekim benim! 

Ayrıca gece uykusu işini de çözdük. 

Artık yatağına yatıp orada uyuyor. Çok şükür! Birlikte yatıyoruz. Ben onun avucuna daireler çizip küçük bir sandal hikayesi anlatıyorum. Bunu bir çocuk programında görmüştüm sanırım, biryerden aklımda kalmış. Mercan'ın hoşuna gittiği için her gece avucunda küçük bir kayık döne döne ilerliyor. Kayıkta Mercan var, yorulmuş ve uykusu gelmiş. Dalgalarla döne döne evine gidiyor, uyuyor...

Sonra birde masaj seansımız var :) Yaklaşık 7-8 dk'lık bu masaj seansında alnına, gözlerinin altına ve yanaklarına parmaklarımın uçlarıyla pıtı pıtı şeklinde hareketler yapıyorum. Çok hoşuna gidiyor. 3-4 gündür o da bana masaj yapıyordu. Dün akşamda anne ve babasına masaj yaptı. Bu da sıpa masajı oluyoooo :))))

Masaj demek zor geliyor. İlk söylediği kelimelerden birinin 'ayakkabı" olmasına karşın basit çoğu kelimeyi söylemekte zorlanıyor hala. Veya çok kısık sesle söylüyor. Yanlış olabilir belki.. diye düşünüyor sanırım.

Hava dönüyor. Öğleden sonra gökten ne yağar Allah bilir. Bahar mevsimini sevmiyorum ya. Karaktersiz, şahsiyetsiz. Bir güneş bir yağmur. Sabah güneşe aldanıp çıktınmı lay lay lom, akşam koşa koşa eve gidiyorsun. Doğru peteklerin üzerine. Soğuktan donan dötü ısıtmaya. Aslında bu havalarda Mercan'la deli gibi gezmek istiyorum. Hatta son 1-2 haftadır işi kırmayı düşünüyorum. Atlattığı hastalıktan sonra daha çok vicdan azabı çekmeye başladım. Ona yeterince anne olamıyorum. Akşam eve ondan sonra girip sabah da muhtemelen ondan önce çıkıyorum. Benim onu karşılamam gereken evde o beni karşılıyor. Teflon tavadaki hayali yemeğini gösteriyor. Bir kamyonun kasasına doldurduğu hayvanları gösteriyor. Çok gezdiriyo o hayvanları ya her gün nerelere götürüyor, hayvan pazarına falan mı acep :))

Bense sürekli biryerlere atlamaya çalışıyorum. Bir basamak daha çıkayım diyorum. Çok çalışıyorum, çok yoruluyorum. Herkesi herşeyi ve heryeri idare edebilmek istiyorum. Edememek büyük bir kusurmuş, ayıplanası bir eksikmiş gibi geliyor. Evimin derli toplu düzenli olmasını istiyorum, mutfak masamın üzerinde her daim atıştırmalık birşeyler hazır olsun istiyorum, ofiste eksik/yarım iş kalmasın istiyorum, ama bakımımdan da geri kalmak istemiyorum. İş verenin veya müşterinin kendini kasmadığı kadar ben kasıyorum. Hepsinin yerine ağlıyorum. Sanki reklam yapmak isteyen firma benim, müşteri kapmaya çalışan ajans benim! Hiçbiri benim değilken, biraz benimsemenin mesleki başarıyı getirebileceği tartışmasızken ben benimsemekten öteye mi geçtim, bunu nasıl ve neden yaptım bilmiyorum.

Müşterilerimi o kadar önemsiyorum ki artık özel hayatlarında problem yaşasalar "Derya çözer" deyip beni arayacaklar. Tuhaf şekilde yakınlaşıyoruz. Çoğu zaman sinirlerimi zıplatsalarda hepsini seviyorum.

Önceki gün gay olduğunu bildiğim bir müşterim ajanstaydı. Yeni hazırladığımız kampanya üzerine konuşuyorduk. Kendilerinden ve hedef kitlelerinden bahsederken birden "bende gayim zaten" dedi ve öyle büyük bir kahkaha attı ki birden bende gülmeye başladım :)) Neden bu kadar güldüğümüz konusunda endişelendim bir ara, acaba dalga mı geçti diye bile düşündüm. Ama o kahkaha buzları öylesine eritti ki toplantı sonrası öpüşüp koklaşıp ayrıldık resmen :)) Hatta hatta o benim müşterimken bende onun müşterisi olacaktım neredeyse. 

Ben böyle sıcak bir gay ile tanışmamıştım. "Ben de gayim zaten" deyip gülenini görmemiştim. Kimliğini haykıranını... Bunu yaparken cümlenin sonuna geldiğinde gözlerimde tepki arayanını görmüştüm. Korkunç gelmişti. Sanki gizli bir örgüte üyeymiş ve bu sırrı öğrendiğim için beni cezalandıracakmış gibi.. Ne gereği var?

Şimdi bir tarlanın ortasında olmak istedim. Rüzgarlı....


10.03.2009

Geçmiş oldu...

Mercan cesur çocuk.
Sonra dirençli, mücadeleci, oyunsal değilse eğer poziysonlar... İşi asla dalgaya varmayan. Son derece ciddi.

Mercan bebek ama ya.

Hasta oldu bebeğim. Kuvvetli oğlum, bab
asından güçlü, annesinden deli. Hastalıkları yendi. Hop diye kalktı sonra... 
39 derece ateşle kendinden geçmiş vaziyette asla sevimli ve konforlu olamayacak hastane odalarında yatan o değilmiş gibi. 
Ayağında serum bağlı olduğu için yatağında yetişkin gibi davranmak zorunda olan o değilmiş gibi.

3 mart salı akşamı 37 derecenin üzerine çıkmayan ateşi ve yemek yememesini bağlayarak doktorculuk oynamışız kocayla. Tabi ki azı dişinin getirileri değilmiş bunlar. Ama 4 mart çarşamba günü gayet rahattı. kreşte oyunla
r oynadı oğlum. O akşamda gayet güzel geçti. Ancak gece saat 2'den sonra ateşi çıkmaya ve uykuyla uyanıklık arasında konuşmaya, sağa sola tekme atmaya başladı yavrucum. Biz yine iki oyun çocuğu olarak acile gitmek yerine sabahı b
eklemeyi tercih ettik dr.'a gitmek için. Islak kompresler yaparak, duşa sokarak rahatlatmaya çalıştık çocuğumuzu. Hoş, acile gitmekten kaçınm
ayı gerektirecek kötü anılar vardı zihnimizde... 
Oğlumuzu koruduk güya.

5 mart perşembe sabahı Mercan'ın doktoru kan örneği alarak bazı testler buyurdu
Biz yine "birşey çıkmayacak ne olsa" diye elimizde sonuçlar dr.'un odasına girdik, ama ben ağlayarak çıktım. Ne mal anneyim ben ya! 

"Mercan'ımızın kanında ihtihap var annesi, normalin çok üstünde, ateşini kontrol altına alamazsınız artık, onu hemen hastaneye yatırmanız gerekli, serum verilecek....[|å~´√çΩ´¬``π#¶«^•@†ç¯Ω¯§√¬∫¨√&¨&

gerisi yok. Gerisi gözlerimden süzüldü. Ben ne boşvermiş, ne koyvermiş, ne sallapati anneyim! 

Dedim.
O günün sabahından akşam 16:00'ya kadar soğuk havlular ile oğlumu sardık. Bir ayağında serum, mücadele etti. Hep uyudu. Bazen uyanıp "anne gel" veya "anne yat" diye yanına çağırdı beni.

Sonra kendine geldi, ateşi düştü.

Ve uyandığında ilk söylediği şey "akkabııı" oldu. Ayakkabılarını koydum ayak ucuna. "İyileş ayakkabılarımızı giyip gidelim oğlum buradan" dedim.

Güçlü oğlum, küçük adam oğlum.

İyileştik ve çıktık.

Ama hastalık atlatan her çocuk gibi mızmız olduk. Ters olduk, biraz asi, biraz depresif... O da geçecek.

Şimdi çok iyi benim yavrum. Canım, güzel evladım.


04.03.2009

Ne olduğu belirsiz, karaktersiz post

Sevgili Edanik önceki postuma yorum olarak bir soru bırakmasaydı, blogun varlığını unutmuştum sanırım.

Pardon.
Kimden...?

Hala takip eden varmı acaba, takip edilecek birşeyi kalmayan blogumu.

Kendime ve oğluma pardon. Hani oğluşum kazık kadar olunca okuyacaktı bunları, hani beraber okuyacaktık, hüzünlenecektim ben foldur foş ağlayacaktım oğlum da "amaaan" diyecekti. Ne oldu?

Yalan oldu yalan.

Çok iş çok güç.. Aslında edanik bana "2 yaş sendromumuzu" sormuş ama anne "çalışan anne" sendromundan bahsetmek üzere yol alıyor onu fark ediyorum. 

Ya ben çok yorgunum artık. Kaşımı alacak, saçımı tarayacak vaktim yok. O kadar vaktim yok ki, öyle kör bir rutine girdim ki anlatamam. Tuvalete gidemiyorum bazen gün içinde. Sonra çık (tabi çıkabilirsen) koştur koştur eve git. 

Ve kapıda seni karşılayan büyük soru işareti!

- hı hı oğlunla mı olacaksın, ütü masasıyla mı? hıa-ha ha ha"
- eee şey. şimdi mercan'la biraz oynasam, sonra "hadi oğlum bana yardım et" ayağına çocuğu da olaya dahil edip ütüye başlasam, mercan da ayağımın dibinde... ...hmm ütüyü sevmiyo mercan. benim gibi

- hadi cevap bekliyorum. mercan mı, ütü mü? mutfak mı, silinmeyi bekleyen 1 parmak toz oluşmuş raflar mı, yarının yemeği mi, duş mu, kocan mı, mercan mı, evde hallederim dediğin işin mi, varlığını unuttuğun insanlar mı, mercan mı? yoksaaaa... ne olsa yağmur yağıyo diye önemsemediğin camlar mı. hıaaaa ha ha ha evet hadi söyle mercan mı, ev mi, sen mi, kim 

- tamam şimdi ben 2 dk.da mutfağı biraz toparlıyım, sonra ocağa bişeyler koyar salonu toparlarım, arada mercandan kaçıyomuş gibi oyun yaparım ama aslında ocağa yetişmeye çalışıcam muhtemelen, katlanmış çamaşırları mercana veririm o odasına götürür ama alakasız yerlere koyar, olsun problem değil, doğru yerlerini gösterirken onunla konuşur ilgilenmiş olurum (!), koridorda rastlarsam kocaya selam çakarım, birisi mail bekliyorsa da ona da "adslde arıza var galiba" derim, her zaman işe yarar ne olsa, sonra jimnastik yapalım diye mercanla biraz yere yatarım, hatta sırtımı çiğnetirim çok ağrıyo heryerim, o sırada onun uyku saati gelir, mercana bir biberon süt + yastık, kocaya kumanda, bana da ütü düşer. ama film bitmez.

hayal ürünü olmayan günlük koşturmam. Zaten en erken 8'de varabildiğim evimde, 21:30 da uyuyan oğluma, yaşayan organizma evime, severek aldığım kocama, bakım onarım gerektiren bilimum yerime nasıl ne şekilde zaman ayırabilirim. nasıl oluyor bu doğru kurguyu yapabilen varsa gelsin retouch yaparken onu dinleyip aynı anda da akşam yemeği düşünebilirim. 

bu ne bu? mercan mükemmel bir şekilde büyüyor. güzelliklerini pozlayacak vaktim bile yok. Anlatılmayı bekleyen, buraya yazmamı gerektiren öyle enteresan şeyler yapıyor ki, yazamamama çok üzülüyorum. Güzel yavrum, her annenin güzel yavrusu gibi mükemmel, eşsiz güzellikte. 

Ve ben hayalini kurduğum o 20'li yaşlarında koluna takmak istemeyeceği birine dönüşüyorum sanırım. İnsan bu kadar mı vakitsiz olur, bakıma gitsem hurdaya çekerler kesin!

Tabi nerden girdim nereden çıktım yine :) 

Mercan 2 yaşına yaklaşırken.... Bahane üretmeyi, kandırmayı, kendisini kabul ettirmeyi öğrenmiş ve uygulamakla meşgul. Zaman zaman kendisini kabul ettirmek adına yerlere yatıp ağlamaya başlasada asla ama asla onunla çatışmıyoruz. Yani ne "ağlama oğlum" diye üstüne gidiyoruz ne de görmezden geliyoruz. Bazen çok basit ve yerinde olan o sıradan soruyu sorarak durumu çözebiliyoruz. 

"Ne oldu Mercan, sorun ne"

Öyle şaşkın, öyle afallamış bakıyor ki. "ne biliyim bende bilmiyorum, du ya niye ağlıyorum ben" şeklinde kalıyor öylece.

Yapmak istemediği işlere toslayınca "ağrıyo" diye bacağını gösterip koltuğa uzanmayı, kulağında kulaklık varmışda duymuyormuş, hatta bayağı bi heavy metal dinliyormuş gibi kafa sallamayı da biliyor. Bu 2 yaş sendromu tam olarak ne aslında tanımlayamıyorum pek. Yani bu tür gülüp geçebileceğim inkar etmeler mi yoksa önüne geçilemeyen ağlama krizleri falan mıdır bu 2 yaş krizi. 

2 yaşına yaklaştığımız şu dönemde Mercan'ın sinirimi bozacak düzeyde bir diretmesi yok herhangibir konuda. O yüzden tanımlayamıyorum ve-veya konduramıyorum. Belki ısrarla ama ısrarla oyuncak tencere tavalar yerine mutfaktan getirilen tava ve cezvelerde yemek pişirmek istemesi de 2 yaş sendromu denilebilecek bir üstelemedir. "Oğlum seninkiler burada" dememe rağmen benim çatal kaşığımı istemesi, sokağa, yatağa, banyoya heryere peluş ev ayakkabılarıyla gitmek istemesi şu bizim sendromun bir parçasıdır belki. Eğer öyleyse bile sinirimi bozmadığına göre sorun yok :) çünkü biraz araştırdım 2 yaş sendromuzedeler "bu satırları yazarken elim ayağım titriyor" veya "sanırım 2.5 yaşındaki kızım bizi öldürmek istiyor" gibi şeyler yazmışlar. Valla Allah kolaylık versin, bende şu satırları yazarken bu akşam neyi nasıl idare etsem, kime, neye ne şekilde öncelik versem, vasiyet yazmaya başlasam mı diye düşünüyorum. Çok dandik anneyim ben yaaaaaaaa üf :((


06.02.2009

i kill you!!!



26.01.2009

"Amaaan ko gitsin" halleri

Watch more Timsah.com videos on AOL Video

 

17.01.2009


Bu cumartesi evimdeydim. He he:)
Yatıp yuvarlandım, oğluşumla oynadım ve rahatlamaya çalıştım. Omuzlarımda zıplayan, belime tekme atan bir yorgunluk var vücudumda. 

Ve akşam... interneti kişisel ihtiyaçlarım için kullanabilme zamanım. Yupi! Önce mercansal gereksinimler, kitap aradım çok cici kitaplar buldum. Çizmek, boyamak üzere figürler, print etmek için eğitici kartlar aradım. Ayıptır söylemesi uzaktan uzağa sinsi sinsi takip edebildiğim ancak icraata geçiremediğim Montessori Eğitimi konusunda faaliyetlerime başlamış bulunmaktayım. Uyguladıkça, tecrübeleri okudukça veya kendimiz tecrübe ettikçe "evet ben çocuğumun gelişiminde Montessori ilkelerini benimsedim" diyebileceğim. Henüz son derece acemi görüyorum kendimi. 

İşe evimizde küçük değişiklikler yapmakla başladık. Bir önceki postumda belirttiğim gibi Mercan mutfak gereçlerine, yemek pişirme-yedirme olaylarını çok seviyor. 

Genel olarak kızlara yakıştırılan bu faaliyeti benimseme kararı aldım. Oğluma oyuncak bir mutfak gereçleri seti aldım. Küçük kapaklı bir tava, küçük kaşıklar, küçük ekmek sepeti.. Onu adeta mest etti. Hatta söyleyebilirim ki bugüne dek hiçbir oyuncak için bu kadar mutlu olmamıştı ve uzun süre ilgilenmemişti.

Evet oğlumuzun ilgi alanına saygı gösterdik. Sonra saygımızı ve onun ilgisini pekiştirecek şeyi yaptık. Salonda küçük bir mutfak köşesi hazırladık onun için. Yeni bir ekipmana gerek duymadan evimdeki bir sehpa ile kolayca bir köşede tezgahı kurduk ona. 

Bunu 2 gün önce yaptık. Ve şu 2 gün zarfında o sehpanın üzerine konmuş eşyaların dağılması, yer değiştirmesi gibi bir durum kesinlikle söz konusu olmadı. Gün içinde defalarca o sehpanın başında birşeyleri pişirip duruyor. Arasıra kendisi için atıştırmalıkları da o sehpanın üzerine koyuyoruz, suyunu falan... oraya koyduğum hiçbirşey yer değiştirmiyor çok enterasan geldi bana bilmiyorum :) Oyuncakları sınıflandırma işini bir kaç ay önce halletmiştik zaten. Çocuklar düzeni gerçekten seviyorlar. Gruplandırdığım ve dizdiğim oyuncaklarda kendi aralarında karmaşa yaşamadan olması gereken yerlere konuyorlar. Bir araba peluş oyuncakların yanına gitmedi, peluş bir oyuncak tamir takımlarının arasına karışmadı.. Asla!

Son olarak da bu akşam odasını tertipledik biraz. Odası evin girişinde olduğu için mini portmanto olayını da odasına kurduk. Ona sokağa çıkarken almamız ve yapmamız gereken şeylerin bundan sonra burada durması gerektiğiyle ilgili kısa bir açıklama yaptım. Montunu, atkı bere ve eldivenlerini aynı hizada konumlandırdık, montu için onun boy hizasına bir askı monte ettik, küçük bir ayna da yapıştırdık o duvara. Ve ben tüm bunları anlattıktan sonra Mercan bana "ee ne var yani aferin öğrendin..!?&µç~^[“|#«^†µ" falan gibi baktı, eliyle hayret ettiğini belirtti.

Böyle kuru kuru anlattım valla, Mercan fotoğraf makinamızı bozdu, hayal gücümüze jimnastik yapalım!

Geriye düzgün bir çalışma masası almak ve ihtiyaç duyduklarını düzenli şekilde sunmak kaldı. Şimdilik oğlumla bulduğumuz heryerde boya yapıyoruz. Kuruboya biraz bastırması gerektiği için hoşuna çok gitmiyor. Suluboyayı sulu bir olay olduğu için, heryeri boyayabildiği için ve renkleri heryerde her zeminde görebildiği için seviyor. Bende kendini boyamasına izin veriyorum. Ellerimizi boyayıp kağıtlara basıyoruz.

Niye bunları anlattım bilmiyorum. Sanırım bir kaç ay önceki "oğlumu ihmal ediyorum" durumundan sıyrıldığım için...

Canım çiçek çekti şimdi :))

Monitörde arkamdaki dolabın üzerindeki çiçeklerin yansıması var. Önce şebek kedi şelale sonra da 10 kedi gücünde Mercan yüzünden görüş alanıma bir türlü inemeyen çiçekler.

Her sabah taksim meydanındaki çiçekçiçilerin tezgahındaki çok güzel renklerdeki laleler. Laleleri görünce aklıma gelen sümbüller. Sümbülleri çok seven anneannem. Sızlayan burnumun direği.

Tüm sümbüller senin olsun anneanneciğim.

15.01.2009

107 Yaşında Nihayet Made in Turkey


"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.


Nazım Hikmet Ran


Nazım şiiri dinledim bir sürü, yine üzüldüm.

Saat 01:47

Düşünmekten kendimi alamıyorum. Mazoşistim galiba anneanne. Düşünüp düşünüp kendimi üzmekten zevk alıyorum. Kadın olmanın dayanılmaz cıncıklayıcılığındanmıdır elinden içtiğim sulardan mı?

Şimdi evinde olsaydın. Ben de senin yanında. Şu fotoğrafı anlatsaydın, veya fotoğrafı olmayan anıları. Mutfaktaki tel dolabın kapanma mekanizmasının inceliklerine kadar, görmediğim rahmetlik aile fertlerinin ruh hallerine kadar, bahçedeki havuzun ortasındaki taşı, bahçeye çıkan yoldaki beyaz mermer yuvarlak taşları...

Her elimi attığımda dizini bulabilmeye öyle alışkınım ki, görüşemediğimiz zamanlarda saatlerce telefonla konuşabilme yetimize karşın, şimdilerde telefonda sesini duyduğumda ağlamaklı olabiliyorum yalnız.

Aramıza giren fazladan kilometreler yüzünden.

Bakınca, okuyunca veya düşününce ne saçma değil mi? 

Seni seviyorum.


14.01.2009

Bu-günlük


Neredeyim, ne yapıyorum, veya nerelerde hangi sularda yüzüyorum acaba. Yoğun, yorgun ve tıka basa doluyum. Bir küp turşu gibiyim. Bir sürü şey bastırdım, üst üste koydum, bastırdım, koydum bastırdım. Kapağını kapatmaya çalıştım. Zor oldu! Neleri koydum küpün içine neleri açıkta bıraktım onun analizini yapmalı ve hatta küpü camdan dışarı fırlatmalı belkide. 
Doldu bu küp, kaldır at. 

Ben yazmayalı, günlük.. Dedem felç geçirdi. Anneannemin korkusunu üzerimden atamamışken dedem hepten yüreğime indirdi. Günlerce düşündüm dedemle el ele tutuşup markete ekmek almaya gittiğimiz yaz tatillerini. Tek derdimin büyümek olduğu günleri. Bilseydim benim büyüten yıllar onları alıp aşağı çekecekti hiç istemezdim bunu. 

Oldu. Şimdi o fizik tedaviye gidiyor, ve malesef benden çok uzakta teyzemde kalıyor. 

Çok üzülüyorum.

2009'a da paldır küldür girdim. Yoğun, uykusuz, gecesi sabahı birbirine girmiş günlerin sonunda 10'dan geriye doğru saydı insanlık. 

Mercan boyaların tadına baktı, renkli hayallerin tadına vardı. Kağıttan çok yanaklarını boyadı oğlum, ama çok çok mutlu oldu, annesi önüne kocaman boya paletini koyunca. Tüm dünyalar onun oldu. Gözlerinden ışıklar fışkırdı, içi dışına çıktı. Bir çocuğun heyecanlanması nasıl olur? Bilen bilir...

Mercan tam 20 aylık bir genç oldu. Çok büyüdü 2 ay içinde, kazaklar düdük gibi bolero oldu küçük sandığım bedeninde. Baba oldu oğlum. Sarı peluş bir köpeğe..

Başta itici geldi ve vazgeçirmeyi düşündüm ama ondaki sahiplenme duygusunu gözlemleyince vazgeçtim. Her akşam "kaka" diyerek altının değişmesi gerektiğini söylerek koltuğa yatırdığı bir köpeği var oğlumun. Odasından bez ve ıslak mendilini alıp getiriyor. Yakından ilgileniyor onunla. Nasıl bir gözlemlemedir bu! Bezin bantlarını muntazam açıp köpeğin altına yerleştiriyor. Nasıl bir yön duygusudur bu! Köpeğin poposunu buluyor. Kuyruğunun altını kokluyor "kaka" tespiti yaparken. Sonra yatırıyor güzelce, üstünü örtüyor, öpüyor. Çok tatlı, küçük ama kocaman bir öpücük. O köpeğin yerinde olmak istiyorum çünkü ne zaman "öp beni oğlum" desem öpmem için yanağını uzatıyor. Oysa o köpeği bal gibi öpüyor.

Evlat işte :)

Her akşam yemekler pişiriyor bize. Yumurta sahanında her akşam ayrı bir yemek pişiyor, tattırıyor, bazen "yanıyo yanıyo" diye etekleri tutuşuyor bizimkinin :))

Babası gibi iyi bir ev erkeki olacak oğlum.

Ve ben yorgun argın dargın, bir yılı bir yaşı geride bıraktım. Bugün yaşgünümde. Çok durgun girdim yeni yaşıma. Niye böyle oldu bilmiyorum. Veya bildiğim halde kandırıyorum kendimi. Zaten Mercan'ın hayatıma girişinden sonra yaşgünümü yitirmiştim. En sevdiğim özel günüm sıradan bir gün oluverdi. Artık özel günüm oğlumun yaşgünü.

Çünkü illa ki mayısın 2. pazar günü kutlanıyor, anneler gününe denk geliyor, faydalanıyorum oğlumun yaşgününden.

"İyi ki doğdun" diyorum.. İyi ki doğurmuşum, iyi ki anne olmuşum.


19.11.2008

Çocuk İstismarına Son!

Küçük dudaklardan çıkan o küçük "hayır" için, ışıl ışıl gözlerinden bu sebepten akabilecek her bir damla için, tüm kötü kalp, ahlaksız beyin ve kahrolası el için BÜYÜK BİR HAYIR demeye çağırıyorum.

Sizde HAYIR deyin, her bir hayır bir eli kırsın, bir gözü çıkarsın. Hiçbir çocuk böyle adice bir mağduriyete mahrum kalmasın. Lütfen! Ama lütfen sizde bu linke tıklayarak tepkinizi dile getirin.

Baby Einstein

Mercan'ın artık görsel hafızası oldukça genişledi, hayal gücü uçsuz bucaksız zaten. Gördüğü şeyler bilindik şekillerinde olmasalarda formundan onun ne olduğunu çıkarıp söyleyebiliyor. Mesela dün akşam wallpaperımı gördüğünde "eeema" dedi, evet oğlum elma :)


Ve yine her akşam hatta bazen sabah kreşe gitmeden önce haberlere bakmak istercesine ısrarla izlemeye çalıştığı Baby Einstein olayına gelelim. Çalışma masasının önünde kedi gibi bekleyip açmamızı istiyor yaklaşık 1 aydır, koltuğa kurulup zevkle izliyor ve eşlik ediyor. Öyle eğleniyor ki dünya batsa umrunda olmaz, müziklere eşlik ediyor, bazen masaya parmaklarını vurarak (istemsiz bir şekilde bizim tempo tutuşumuzu taklit ediyor da olabilir) tempo tutuyor, sıfat tanımlamalarına sıra geldiğinde heyecanla o da birşeyler söylüyor. Tabi o ingilizcesini söylüyor biz türkçesini, mercan kendincesini...
Ben bu baby einstein olayına Mercan henüz karnımdayken bulaşmıştım, mp3lerini falan indirip dinletmiştim ona.. Doğduktan sonrada babasının aldığı mp3 player ile başucunda bile dinletmeye çalıştık. O da bazen tepki verdi bazen vermedi... Aslında pek de önemini yitirmeye başlamıştı bizim için. Kulağına hoş gelen şeylere dikkatini veriyor, isterse dans ediyordu. Çocuğu "zekan gelişcek bak bunnarı dinleee" diye sıkıtıracak halim yoktu. Videolarını da henüz 3 aylıkken ucundan köşesinden biraz izletmiştim, grafik ve sesler dikkatini çekiyordu, 5-10 dk. lığına işime bakabiliyordum (napıyım).


1+ oldu ve biraz ilgisini yoğunlaştırmayı becerdi, 15 aylık oldu gördüğünde çok sevindi, 18 aylık oldu açmamı istiyor.

Pis bir bağımlılık olarak görmüyorum. Genelde çocuklara tv, video izletmeyi önermezler çünkü. Ama öğreniyo kardeşim :) Dün akşam uzun zamandır elimize almadığımız küçük hayvanlar ansiklopedimizi alıp oradan zebrayı bulup gayet de güzel "seeba" (zebra) dedik. "Aslanı bul oğlum" diyosun sayfaları çeviriyo, aslan neydi yaw diye kafası karışıyo "hırrhauuw" diyoruz "hıh" diyo aramaya devam ediyo :)

Tabi bu gelişmeden sonra Baby VanGogh, Baby Santa vs.. temin etme çabasına
girdim, haftasonu da kesinlikle ama kesinlikle boyalara bulanacağız oğlumla, fotoğraf çekemedim malesef ancak 2 akşamdır elinde benim bir adet guaj boya şişem ve bir adet de fırçamla geziyor. O ikisini ben kullanırken kesinlikle görmedi, ama onları ayırmıyor, elinde birlikte gezdiriyor, bırakacağı zaman aynı yere bırakıyor... Sanıyorum kreşte bir üst yaş grubunun çalışmalarına tanık oldu ve ilişkiyi böyle kurdu.

Evet haftasonu yaprak toplayalım, boya yapalım.. Aktiviteleri takip edemiyorum veya yaratıcılığımın tümünü ofiste bırakıp üstüne kapıyı kapıyorum, oğluma az şey kalıyor!